Ben erdemden başka zenginlik tanımıyorum. ( İbn-i Sina )

17 Mayıs 2010 Pazartesi

NAZARDAN KORUNMAK İÇİN

Nazardan Nasıl Korunulur?

Efendimiz’in (a.s.m.) “Nazar haktır, kader ile yarışan bir şey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi)” dediği nazarın tesirini yaratan Cenab-ı Hak’tır. Her türlü derdi verirken meşru olarak dermanını da yaratan Cenab-ı Hak, nazardan kurtulmanın yollarını Efendimiz’in (a.s.m.) uygulamaları ile göstermiştir.

İnsanı tesir altına alan, hasta eden bazı vakalar vardır ki, tıp ilmi bunlar için kesin teşhise varamamıştır. Gerçek sebebi hakkında da açık bir bilgi verememektedir. İşte bunlardan birisi de “nazar etme” “göz değme”dir. Nazarın gerçek olduğu, nazar edilen kimsenin hastalanmasına, hatta ölümüne sebep olduğu da bilinen ve kabul edilen bir hakikattir.

Nazarın gerçek olduğunu ve insanın kaderiyle yakından alakasının bulunduğunu ifade eden Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmaktadır: “Nazar haktır, kader ile yarışan bir şey olsaydı, nazar değme işi yarışıp onu geçerdi (kaderi değiştirirdi).” (Müslim, Selâm: 42; İbni Mâce, Tıb: 3)
Nazarın kaderle her ne kadar alakası varsa da onun tesirini yaratan yine Cenab-ı Hak’tır. Yoksa bizzat nazar eden kişi o hadiseyi meydana getirmiş değildir. Nazarı keskin olan kimse bir şeye baktığı anda Cenab-ı Hak o şeyde zararı yaratmaktadır. Çünkü iyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır. Allah’ın iradesi dışında hiçbir şey meydana gelmez.
Nazar etmenin, ölümü, kişinin helak olmasını netice veren cihetini Peygamberimiz’den (a.s.m.) öğreniyoruz. Câbir bin Abdullah’ın rivayet ettiği hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.” (Keşfü’l-Hafâ, 2: 76)
Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüp eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi de hayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hatta insanın dikkatini çeken her türlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır.
Nazara karşı ne yapmalı?
Asr-ı Saadet’te geçen, nazarla ilgili bir hadiseden, müminin beğendiği bir şey karşısında nasıl davranması, neler söylemesi gerektiği, nazar etmenin din kardeşini öldürme sayılacağı, nazara uğrayan ve nazar eden kimsenin neler yapması gerektiği hususunda geniş bilgiler çıkarmak mümkündür.
Sahabilerden Amr bin Rebia, Sehl bin Huneyf’i yıkanırken görür, nazar eder. Sehl çarpılmış gibi yere yıkılır. Alıp Peygamberimiz’in (a.s.m.) bulunduğu yere götürürler. Durumu öğrenen Peygamberimiz “Kimden şüphe ediyorsunuz?” diye sorar. Sahabiler, Amr bin Rebia’nın ismini verirler. Bunun üzerine Peygamberimiz Amr’ı azarlayarak “Sizden biriniz neden din kardeşini öldürüyor? Biriniz kardeşinde beğendiği, hoşuna gittiği bir şey gördüğü zaman ona mübarek olması için dua etsin (Maşaallah, Barekallah gibi sözler söylesin)” buyurur.
Daha sonra Peygamberimiz bir miktar su ister ve nazar eden Amr’ın abdest almasını emreder. (İbni Mâce, Tıb: 32, Müsned, 3: 447)
Bir nevi abdest olan bu tatbikatı fıkıh âlimlerimiz şöyle tarif ederler: Bir kabın içine su konur. Nazar eden kimse bir avuç alır, ağzını çalkalar, suyu kabın içine püskürtür. Sonra aynı sudan alarak yüzünü yıkar, sonra sol eliyle su alarak sağ elini yıkar, sağ eliyle de alarak sol elini bileklere kadar yıkar. Daha sonra sağ ve sol dirseklerini yıkar. Sonra dirseği ve omuzu arasını yıkar. Sonra ayaklarını, sağ ve sol dizini yıkar. Elini ve ayaklarını yıkarken, kolunu ve dizinden aşağısını yıkamaz. Daha sonra sağ böğrünü aşağı doğru yıkar. Bütün bu organlarını yıkadıktan sonra su aynı kapta biriktirilir. Nazar eden kişi bu işi tamamladıktan sonra su kabını alarak nazar ettiği şahsın arkasında durup başına döker. (Nevevî, Şerh-u Sahih-i Müslim, 14: 172-173.)
Kullanılan bu su pis sayılmamaktadır. Bunu Peygamberimiz’in (a.s.m.) bizzat kendi tatbikatından anlamaktayız.
Peygamberimizin kısaca tarif ettiği ve âlimler tarafından da genişçe izah edilen bu yıkamanın bilinmeyen pek çok hikmeti, şüphesiz vardır. En azından nazar şüphesini gidermek için bu sünneti yapmak gerekir. Bu yıkama ve dökme işi sahabiler tarafından da zaman zaman tatbik edilmiştir.
Bu iş yapıldıktan sonra nazar eden kimse bereket duasında bulunarak, “Maşaallah, La kuvvete illâ billah” derse, meydana gelebilecek zararı Allah’ın gidereceği bildirilmektedir. Zaten bu yıkama işinin yapılması bir nevi fiilî duadır. Tesir ve şifa ise Allah’tan beklenmelidir.

Kaynak: Mehmet Paksu

1 yorum:

Huriye dedi ki...

Merhabalar Fuat bey,bilmedigim bazi seyleri ögrenmis oldum,zevkle okudum,paylasiminiz için tesekkürler...saygilar.